7 Temmuz 2012

KAHPERENGİ




Sıkıcı bir pazar günü kitap mağazasının birinde yeni çıkan kitaplara göz atarken ismi dikkatimi çekti ve sayfaları gözden geçirmeye başladım.

                                                                  * * *
“Hayat engebeli olmaktan çıkıp engebenin kendisine dönüştüğünde…
Başladığınız yere dönebilmek için dünyayı dolaşmanız gerekir.”

“Geçmişle hesaplaşmanın bir yolu yoktu; çünkü geçmiş geçiyordu. Kalan sendin.”

“Demek ki bazı sevişmeler insanları yakınlaştırırken bazıları uzaklaştırıyordu ve iki insan birbirine sırtını döndüğünde aralarındaki mesafe dünyanın çevresine eşit oluyordu.”

“Hatıralarda hep çok siyah, az beyaz ve hiç renkli olarak yer eden, doğduğuna pişman olma zamanları... Sadece yaşayanın bildiği, dışarıdan bakanın küçümsediği günler, geceler... Herkesin kıyameti kendine koptuğundan ve herkesin yangını kendini yaktığından, içinde olduğunuz karanlığın ne kadar koyu olduğunu kimse göremez. Geçer derler sadece bilmiş bir tavırla, geçer merak etme. Doğrudur söyledikleri, gerçekten de geçer ama ancak sen tek başına, o karanlıkta yeterince uzun yürüdükten sonra.” 
                                                                   * * *  

Derken kitabı büyük bir merakla aldım ve balkona kurulur kurulmaz okumaya başladım. İlk sayfayı okur okumaz sizi içine alan ve elinizi bırakmadan hikayesinde sürükleyen kitaplar vardır, her sayfayı ayrı bir heyecanla çevirir ve sonunu okuyabilmek adına dünyadan koparsınız… “Kahperengi” böyle bir kitap işte.

Kurgu ve konunun sürükleyiciliği beni çok büyüledi, bazen anlatılan ihaneti heyecanla okudum bazende yüzümde muzip bir ifadeyle okudum. Son sayfalara doğru tempo iyice yükseldi, kitabı yaşayarak ve bir solukta bitirdim.

Yazar “Kahperengi’de” tam bir metropol hikâyesi anlatıyor. Ve büyük, karşı konulmaya çalışılan ama vazgeçilemeyen bir aşk var… Okuyucuyu kendine bağlayan, güçlü bir kurguya sahip bir roman.

                                                                * * *
“Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. (...) durumu sükunetle kabullendiğin ve onunla savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ‘çat kapı’ yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatının doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır. Kimsenin hayatını tamamlamaz ve bunun karşılığı olarak da kimse onun hayatını bütünlemez. Kimileri böyle olmasını tercih ettikleri için, kimileri de kimse onları tercih etmediği için yalnızdır. Yalnız biri sadece aksesuardır. Süslü bir toka, zarif bir kolye, boktan bir kemer ya da bir çift güzel küpe... O kadar. Yoklukları üzüntü verici olsa da kimseyi öldürmez.” (KAHPERENGİ)
                                                                 * * * 
Hande Altaylı'nın kitabı Kahperengi'nin sürükleyiciliği karşısında afallamış durumdayım ve şiddetle önermekteyim ;)